Tuna Dergi
BEYAZ RUSYA DEĞİL BELARUS BEYAZ RUSYA DEĞİL BELARUS
BEGÜM HONCA begumhonca@gmail.com Belarus bende aslında çok da merak uyandırmayan, gitsem de olur gitmesem de olur diye düşündüğüm ülkelerdendi. Bir sergide çok beğendiğim bir... BEYAZ RUSYA DEĞİL BELARUS


BEGÜM HONCA
begumhonca@gmail.com

Belarus bende aslında çok da merak uyandırmayan, gitsem de olur gitmesem de olur diye düşündüğüm ülkelerdendi. Bir sergide çok beğendiğim bir eserin yaratıcısı olan ressamın aslen Belaruslu olduğunu öğrendiğimde içimdeki merak kıpırdanmaya, ruhumdaki gezgin ise rota çizmeye başlamıştı bile!

Brest sokak lambası yakma töreni

Belarus, Avrupa’nın ortasında otokrat bir rejimle yönetilen eski bir Sovyet ülkesi ve batılılara karşı çok katı bir vize rejimi uyguluyor. Türk pasaportu sahipleri ise vizesiz gidebiliyor. Ben yolculuğun kendisini sevdiğimden ötürü uçakla değil de trene atlayıp Varşova üzerinden Belarus’taki ilk durağım olacak Brest şehrine doğru yola çıktım – itiraf etmeliyim ki yol oldukça uzun sürdü lakin Terespol sınırında ‘batıyı’ doğudan ayıran rayları gördüğümde bütün yorgunluk geçti. Savaş zamanında düşman sınırı geçip demiryolu ile ordusuna ikmal yapamasın diye doğu bloğu ile batı bloğunun demiryollarının ray genişlikleri birbirinden farklı ve tren değiştirmeden veya vagonlar özel bir işlemden geçmeden Polonya’dan kalkan herhangi bir tren Belarus’ta sefere devam edemiyor. O yüzden başka bir trene geçiş yapmam gerekti ve resmi olarak Belarus sınırlarına girdim! Dantel perdeleri, üç katlı açık plan ranzalarıyla ve kazanıyla tren de bağırıyordu hani artık batıda olmadığımı.

Brest şehri derli toplu, biraz eski ama eskiliğini üzerinden atmaya çalışan dinamik bir şehir. Polonya sınırına yakınlığı sebepli (aslında ülkenin geri kalanı gibi) çokça savaşa şahit olmuş. Belarus ve hatta Sovyet tarihinde önemli bir yer tutan Brest Kalesi ya da bir diğer adıyla Kahramanlar Kalesi burada. Kale ve kale arazisi üzerine daha sonra Sovyetler tarafından yaptırılmış ‘Cesaret’ anıtı ise çok etkileyici, tüyler ürpertici. 1941’de aniden saldıran Nazilere karşı kahramanca kaleyi savunan ve ‘Sovyet direnişine’ sembol olan bu askerler için yapılan ve birkaç parçadan oluşan bu dev anıt ülkenin en önemli görülecek yerlerinden.

Belarus trenleri

Biraz kafanızı dağıtmak isterseniz Açıkhava tren müzesi yürüyerek sadece 15 dakika mesafede ve gerçekten eğlenceli çünkü trenlerin hepsinin içine girmek mümkün! Brest şehir merkezi ise sokak lambalarıyla meşhur – Gogol Caddesi’ndeki her bir lamba ayrı bir sanat eseri. Ayrıca şehirde hala 17 adet gazla çalışan sokak lambası kullanımda ve her gün bu lambaları yakmakla sorumlu bir çalışan bile var! Brest’teyken kesinlikle kaçırılmaması gereken bir aktivite.

Sonraki durak çok geniş caddeleri, kocaman binaları, yemyeşil parkları ve daha modern giyimli insanları ile farkını anında belli eden, başkent ağırlığını üstünde taşıyan Minsk! Kabuğunu kırmak isteyen havası da hiç gözden kaçmıyor. Şehirde görülmesi gereken en önemli yerlerden birkaçı Zafer Meydanı (Площадь Победы), İkinci Dünya Savaşı Müzesi, Belarus Ulusal Sanat Müzesi ve Ulusal Kütüphane. Metro durakları da kesinlikle görülmesi gerekenlerden. Minsk’in gece hayatına değinmezsem de olmaz: Kesinlikle her zevke hitap ediyor ve çok canlı! Kabuk kırılmasına en yakından şahit olacağınız anlardan. Otokrat bir rejim olduğundan sokakta birisiyle siyaset konuşmak (hele de yabancıysanız) hiç hoş karşılanmıyor çünkü insanlarda genel bir korku hâkim. Rusya’nın iç siyasette hala çok etkili olması da insanları rahatsız etmekte ve Beyaz Rusya ismine bu tarz sebeplerle oldukça tepkililer. ‘Beyaz Rusya değil, Belarus’ cümlesini duymak çok büyük olasılık! Kesinlikle çok zengin bir ülke de değil lakin özellikle Minsk’in yeme-içme açısından çok ucuz olduğunu söyleyemeyeceğim. Lakin küçük şehirlerde yerli halkın gittiği yerleri bulursanız gerçekten çok uygun fiyatlara yemek yiyebilirsiniz. Yeme-içmenin aksine her türlü ulaşım aracı ise çok ucuz: yataklı trenle 8-12 euro arasında bir fiyata ülkenin bir ucundan öteki ucuna gidebilirsiniz, metro bileti ise sadece 20 cent civarı.

Minsk Zafer Meydanı

Minsk’ten sonra ressamın doğduğu şehre, Vitebsk’e gittim yine bir gece treni yolculuğuyla. Hangi ressammış bu? Diye mırıldandığınızı duyar gibiyim. Elbette mavinin ustası Marc Chagall’dan bahsediyorum! Eserlerinde Vitebsk’teki anılarını hayalleriyle harmanlayan, her zaman memleketini anmış olan Chagall. Şehirde çok fazla gezilip görülecek yer yok. Ben hem Chagall Sanat Merkezi’ni hem de Chagall Müzesini gezip ufak bir şehir turundan Grodna’ya doğru yola çıktım. Zamanın Sovyet hükümeti, Chagall’ın eserlerini yasakladığı için Chagall Sanat Merkezi tablolardan ziyade Chagall’ın birçok çizimine ev sahipliği yapıyor. Chagall Müzesi ise sanatçının doğup büyüdüğü evin müze haline getirilmesiyle oluşmuş. Birkaç çizim ve genel olarak kişisel eşyalardan oluşuyor. Benim için oldukça heyecan verici olan bu ziyaretlerin ardından istikamet Polonya sınırındaki başka bir şehir olan Grodno yani Belarus gezisindeki son durak.

Cesaret Anıtı – Brest

Grodno da diğer Belarus şehirleri gibi savaşlardan ve özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan nasibini almış. Çok yoğun olan Yahudi nüfusu sebebiyle başka acılar da yaşamış ve şehrin muhtelif köşelerinde bu renkli ama bir o kadar da karanlık geçmişi hatırlamak için çeşitli anıtlar mevcut. Her şeye rağmen oldukça bakımlı olan Grodno cıvıl cıvıl bir yaşama ev sahipliği yapan bir şehir olduğunu saklamıyor. Büyük Sinagog, Eski ve Yeni Kale kesinlikle görülmesi gereken yerlerden.

Belarus herkesin sevebileceği, tarihi eserlere bakarak gezilecek bir yer değil ama kesinlikle bir şans verilmesi gereken bir ülke. Eh gitmeden de biraz hazırlık yapmakta yarar var: Euro yerine yanınıza dolar almak, Kril alfabesinde en azından harfleri okuyabilmek gibi. Yüzyıllar boyunca sürekli savaş meydanı olmuş, her zaman yapılırken yıkılmış ama tekrar doğmuş bir ülke. Umuyorum ki aklınıza düşürebilmişimdir Belarus’u.

Grodno Meydan

Henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir