Tuna Dergi
Gelir dağılımı eşitsizliği Gelir dağılımı eşitsizliği
EMRE KAPANDAS ekapandas@outlook.com Yüzyıllardır insanlığın ortak noktası, belki de savaşların başlangıcına, ülkelerin kalkınmasına, rekabetlerin artmasına, toplumların birlikte yaşamasına ve bireylerin gelişmesine etken olan bir... Gelir dağılımı eşitsizliği

EMRE KAPANDAS
ekapandas@outlook.com

[7] Grafik 1. http://www.michael-leitgeb.at/ahs/Typ-2/329/Einkommensverteilung.pdf

[7] Grafik 1. http://www.michael-leitgeb.at/ahs/Typ-2/329/Einkommensverteilung.pdf

Yüzyıllardır insanlığın ortak noktası, belki de savaşların başlangıcına, ülkelerin kalkınmasına, rekabetlerin artmasına, toplumların birlikte yaşamasına ve bireylerin gelişmesine etken olan bir meta değerinin sonucu olarak adlandırılabilir, “Gelir”.
Örneğin Karl Marx metayı genel anlamda tanımlarken söyle der;  “Metalar, dünyaya, kullanım-değerleri ya da demir, keten bezi, buğday gibi ticari mallar olarak gelirler. Bu, onların, sade, yalın, maddi biçimidir. Bununla birlikte, bunlar, yalnızca iki yanlı bir şey oldukları hem yararlılığın nesneleri ve hem de değerin taşıyıcıları oldukları için metadırlar. Birisi fiziksel ya da doğal biçim, birisi de değer-biçim olmak üzere, iki biçime sahip oldukları sürece, ancak meta olarak görünürler ya da meta biçimine bürünürler.” [1]
“Gelir ise basit olarak şirketlerin ya da bireylerin hizmet ve mal satışından müşteriye kazandığı kazanç ve herhangi bir yatırımın geri dönüşü demektir.” [2]
İlk olarak gelir dağılımını basit bir dil ile anlatmakta fayda var. Ekonomide gelir dağılımı, bir ülkenin toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYİH) nüfusu arasında dağılma biçimidir. Eğitim seviyesinin ise bireylerin gelirine etkisi gün geçtikçe artmaktadır. Belirttiğimiz gibi eğitim bireysel kazançlarımızı arttırmaktadır ve aynı zamanda gelir eşitsizliğinin önüne geçebilecek en önemli kavramdır.
Gelir, insanoğlunun hayatına pozitif bir katkı sağlayarak refah düzeyini arttırdığı gibi, beklentilerine olumsuz etki bırakabilecek şekilde yoksulluk sorunu ile karşı karşıya da bırakabilir. Bu döngü sadece içinde bulunduğumuz yüzyıla ait bir süreç değil, aksine yüzyıllardır oluşan bir serüvenin devamıdır. Tahmin edersiniz ki insan türünün bulunduğu her dönemde bu tarz pozitif ve de negatif etkiler oluşmuştur. Her birey kendi geleceğini, gelişimini ve de hedeflerini belirlerken gelir düzeyi kararlar üzerinde büyük bir etken rol oynamaktadır. Aynı durum sınırlar ile çevrili devletlerin geleceğe dair planlamaları, hedefleri, stratejileri ve de kalkınmaları için de geçerliliğini koruyan önemli bir unsurdur. Ayrıca yoksulluk ve gelir dağılımdaki eşitsizlik çok önemli parametrelerdir. Bu parametreleri, özellikle de yoksulluğu bir döngü olarak düşünürsek; ana “merkezde düşük gelir oluşur, akabinde düşük sermaye, düşük verimlilik ve son olarak yine düşük gelir.” [3]  Ve bu döngü devam eder. Yoksulluk döngüsünü eğitim döngüsü ile birleştirirsek muhtemelen; sırasıyla “düşük gelir, eğitim için yetersiz imkânlar, yetersiz eğitim, azalan verimlilik ve düşük gelir.”[4] olarak yine karsımıza çıkar.  Ekonomide gelir dağılımı, bir ülkenin toplam GSYİH’sinin nüfusu arasında nasıl dağıldığını gösterir. Herkesin tamamen aynı miktarda para kazanması durumunda, gelir dağılımında tamamen eşitlik oluşur. Aksi bir durumda ise gelir dağılımında eşitsizlik meydana gelir. Tabii ki de zaman içinde gelir dağılımı eşitsizliğine yol açan bazı önemli etkenler vardır. Bu etkenler, nüfus yapısındaki değişiklikler, adalet, sermaye gelirlerindeki eşitsizlikler, istihdam ve de eğitim olarak adlandırılabilir.

GELİR DAĞILIMININ TÜRLERİ NELERDİR?
Gelir dağılımları; kişisel, fonksiyonel, sektörel ve bölgesel olarak önem itibariyle dört farklı çeşitlere ayrılır.
Fonksiyonel (işlevsel) gelir dağılımı: Her üretim faktörünün aldığı toplam milli gelirin payını açıklamaktadır. Başka bir ifadeyle; yani gelirin üretim, toprak, emek ve sermaye faktörleri arasındaki dağılımı diyebiliriz [5]. Ekonominin babası olarak tabir edilen, “Ulusların Zenginliği” adındaki çağdaş iktisat alanındaki ilk eserin sahibi Adam Smith ve de David Ricardo gibi klasik iktisatçılar gelirin fonksiyonel dağılımı üzerine odaklanmışlardır.
Kişisel gelir dağılımı: Gelirin bir ülkedeki bireylere dağılımını ifade eder. Özellikle bu dağılım gelir eşitsizlerini kavramının en iyi göstergelerindendir [6].
Sektörel gelir dağılımı: Farklı üretim sektörlerinin gelirden ne kadar oranda aldıklarını göstermektedir.
Bölgesel Gelir dağılımı: Ülke genelinde ve ülke sınırları içerisinde meydana gelen gelirin coğrafi olarak dağılımını gösterir.

GELİR DAĞILIMI EŞİTSİZLİĞİ NASIL ÖLÇÜLÜR?
Sorumuzu cevaplamadan önce baş aktörlerimizi sizlere tıpkı Adam Smith gibi kısaca tanıtmak isterim. Amerikan Max Otto Lorenz ve İtalyan Corrado Gini. Her ikisi de dünyaca ünlü birer bilim insanı. Max Lorenz ekonomist ve Corrado Gini ise istatistikçi. Neredeyse aynı zaman diliminde gelir dağılımı üzerine kafa yormuşlar ve sorunları ayrı olarak ele almışlardır. Daha açık belirtmek gerekirse; birisi Lorenz Eğrisi’nin mimari diğeri ise Gini Katsayısı’nın. Gelin birlikte eğrinin ve de katsayıların isleyiş şekillerini basit bir anlatım ile inceleyelim.
Lorenz eğrisi ve Gini katsayısı:
Lorenz Eğrisi, bir toplumdaki gelir veya servet dağılımının grafiksel gösterimini sağlar. Başka bir ifadeyle; toplumun gelir dağılımındaki adaletini bizlere gösterir. Grafiğin dikey bölümünde toplam gelirden alınan pay oranını görürüz. Yatay eksende ise hane halkının yoksulluk düzeyinde, orta düzey ve üst düzey olmak üzere yüzdesini görürüz. Bu grafiği tam bir kare olarak düşünürsek kesik çizgili bölüm bizlere mutlak eşitlik doğrusunu gösterir. Yani kesik çizgili bölüm bize gelirin tüm halka eşit oranda dağıldığını gösterir. Kalın siyah renkli çizgi ise yani Lorenz Eğrisi, bizlere gelir adaletsizliğini gösterir. Bu çizgi sağ alt köşeye yaklaştıkça da gelir dağılımında bozulmalar yani adaletsiz bir paylaşım meydana gelir. Peki, Gini Katsayısı bunun neresinde?
Gini Katsayısı bizlere, gelir eşitsizliğine dair bilgileri sayılar ile karşılaştırma fırsatı tanıyor. Kural aslında çok basit. Belirtilen değerler 0 ile 1 arasındadır. Eğer elimizdeki değer 1`e yaklaşırsa eşitsizliğin arttığını, 0`a yaklaşırsa bizlere eşitsizliğin azaldığını anlatır.

GELİR DAĞILIMI EŞİTSİZLİĞİNE NE GİBİ ÇÖZÜMLER GETİRİLEBİLİR?
Uygulanan Eğitim seferberlikleri, ekonomik politikalar, nüfus oranı, sosyal güvenlik hizmetleri bu eşitsizliğe direk etki yapabilecek unsurlardır.
Özellikle üretime yapılacak yatırımlar istihdam oranlarına pozitif etki vereceği gibi üretim artışında da pozitif katkı sağlayacaktır. Yeni üretim alanları kurulurken, yerli yatırımcılar için yapılacak düzenlemeler ve teşvikler önem arz edebilir. Örneğin; üretim için temin edilmesi gereken hammaddeler, devlet tarafından yapılabilecek vergi indirimleri ya da belirli oranların üzerinde ki hammadde satım alımlarında, belirli yüzdelik dilimler eşliğinde üreticilere geri ödeme ya da masraftan düşme seklinde devlet tarafından indirim olanağı sağlanabilir. Yabancı yatırımlar üretim alanında el değiştirme yöntemi ile değil de yeni üretim tesisleri kurma seklinde istihdama, gelir dağılımına ve üretim artısına katkı sağlayabilir. Yabancı yatırımcıların bu şekilde üretim yapabilmeleri için benzer teşvikler uygulanabilir. Özellikle üretim sektöründe mesleki eğitimler desteklenebilir ki yapılan yabancı yatırımlar çalışan kesimin de mesleki eğitimine ve gelişimine katkı sağlayabilir. Bu sayede üretim alanında beşerî sermaye için gelişim gösterilebilir. Uzun vadede ülke üretimi kazanır, istihdam ve gelir oranları artar. Ülke sınırları içerisinde uygulanan üretim ekonomisinin getirilerinin ekonomik refah getireceği gibi sosyokültürel sorunları da azaltacağı öngörülebilir. Ayrıca ticari alanların ve özellikle üretim ve taşımacılık alanlarının ülke geneline de dağıtılması bölgesel olarak kalkınmada ciddi katkı sağlayabilir. Bu sayede iç göçler minimuma indirilebilir. Genel manada gelişmekte olan ülkeler de kamu borçlarının azaltılıp, kamu gelirlerinin arttırılmasına yönelik çalışmalar gelir eşitsizliği üzerinde pozitif etki bırakabilir. Ayrıca bu gibi ülkelerde üretime yapılacak yatırımların istihdam açığını kapatacağı gibi üretim artışına yapacağı katkı da çoğalabilir. Gelişmiş ülkelerde ise artan eşitsizliği dengelemek için daha fazla vergi alınırken topluma yönelik daha fazla kamu harcamaları yapılabiliyor. Yüzeysel olarak örneklersek; sağlık, eğitim, konaklama, emeklilik, sosyal alanlar, ulaşım alanları gibi adlandırılabilir. Bunda etken nüfusun yaşlanması olarak da gösterilebilir. Çünkü özellikle sağlık ve emekliliğe daha fazla bir kaynak oluşturulabiliyor. Bu gibi ülkelerde sosyal yardımlara yapılan harcamaları yoksulluk oranlarını düşürdüğü için gelir eşitsizliğinin de azalmasına katkı sağlayabiliyor.
Yazımı sonlandırmadan önce özetlemek gerekirse, Eğitim insanoğlunun varoluşundan bugününe kadar devam eden önemli bir kavramdır. Çünkü günümüzde kas gücü kıyasla beyin gücü artık yerini sağlamlaştırmış durumda. Beşerî sermayenin gücü günümüz dünyasında oldukça artmış vaziyette ve de eğitim bu artış için kilit unsurdur. Devletlerin nüfus yapıları, ekonomi politikaları, adalet yapıları, yatırım imkânları, sosyal olanakları ve de eğitim seviyeleri gelir eşitsizliği üzerinde doğrudan etki bırakmaya yüzyıllardır devam etmektedir. Gelirlerin adaletli bir şekilde dağılması ümidiyle.

KAYNAKÇA
[1] Kapital, K. Marx, Cilt I
[2] https://www.investopedia.com/terms/i/income.asp
[3] Kunduracı, Nevzat Fırat. (2009), Yoksullukla mücadele beşerî sermaye ilişkisi, Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Ankara, 2009, S. 88
[4] Kunduracı, Nevzat Fırat. (2009), Yoksullukla mücadele beşerî sermaye ilişkisi, Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Ankara, 2009, S. 88
[5]http://www.economicsdiscussion.net/income/income-distribution/functional-distribution-and-personal-distribution-economics/25774
[6] http://www.mahfiegilmez.com/2015/02/gelirden-kim-daha-cok-pay-alyor.html
[7] Grafik 1. http://www.michael-leitgeb.at/ahs/Typ-2/329/Einkommensverteilung.pdf

Henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir