Tuna Dergi
GÖÇÜN PSİKOLOJİSİ – 1 GÖÇÜN PSİKOLOJİSİ – 1
OĞUZHAN ALTAY SEZER Psychotherapeut/Psychoanalytiker iAuS oaltaysezer@hotmail.com “Ebeveynler isteyerek veya istemeden göç etmiş olabilir ama çocuklar her zaman sürgündür. Terk kararını onlar vermemiştir ve geri... GÖÇÜN PSİKOLOJİSİ – 1

OĞUZHAN ALTAY SEZER
Psychotherapeut/Psychoanalytiker iAuS
oaltaysezer@hotmail.com

“Ebeveynler isteyerek veya istemeden göç etmiş olabilir ama çocuklar her zaman sürgündür. Terk kararını onlar vermemiştir ve geri dönme kararını da veremezler”

Leon Grinberg

Dergimiz okurlarının da büyük kısmının kendi tecrübelerinden bilebileceği gibi göç eden bir kişi artık farklı biri olur. Trene ya da uçağa binildiği andan itibaren, göç eden kişinin kendine, terk ettiği ve gittiği ülkeye ait düşünceleri değişmeye başlar. Artık hiçbir şey bu zamana kadar alıştığı gibi olmayacaktır. Bu durumun, beklenebileceği gibi çok önemli psikolojik sonuçları vardır. Bir anda tamamen yabancı bir ortama düşmek aslında hepimizin yaşayıp unuttuğu bir tecrübedir. Ana rahminin güvenli ortamından dış dünyaya çıkıvermek kuşkusuz yeni doğanı bilinmezlik kaygısıyla karşı karşıya bırakır. İşte bir yetişkinin de göç sonucu kendini bilmediği bir ortamda bulması bu kaygıları tekrar tetikler. Bu yazı serisinde bu kaygıların nereden geldiği ve anlamları, daha genel olarak da göç eden bir kişinin psikolojisi tartışılacak.

Göç eden kişi şüphesiz ki kişiliğinin bir kısmından, yeni ortama uyum sağlayabilmek için vazgeçmelidir. Bu süreç kayıp içerir. Dil, arkadaşlar, önceki kimlik kaybedilir. Psikanalizde kişinin önemli bir şeyi kaybetmesine ve bunun üstesinden gelme çabasına yas çalışması denir.

Göçmen için en önemli konu yas çalışmasına karşı olan tavrıdır. Yas tutulabilecek midir yoksa yasa direnilecek midir? Bu tavır çoğunlukla bilinçdışıdır yani kişinin düşünerek isteyerek aldığı bir tavır değil, çocukluğunda yaşayıp unuttuğu tecrübelerin belirlediği bir tavırdır. Yas çalışmasında gerçekleşen şudur: Kişi bir nesneye (bu bir insan ya da bizim örneğimizde bir yer olabilir) Freud’un bir kavramı olan “Libido” denen zihinsel enerjisini yatırır. Bu nesne kaybedildiğinde (bu kişinin ölümü ya da başka bir yere gitmesi gibi somut, aynı zamanda size karşı sevgisini yitirmesi gibi soyut şeyler de olabilir) yatırılan libidonun iki akıbeti olabilir. 1) Libido bu nesneden başka nesnelere yatırılmak üzere geri çekilebilir. Bu, kişiyi kaybedilen nesnenin parçalarıyla donatacağı için kişiliği zenginleştiren bir süreçtir. Buna yas çalışması denir 2) Kaybedilen nesne içselleştirilir ve bu şekilde kayıp inkâr edilir. Kişi “kaybettiğim şeye dönüşürsem o şeyi kaybetmiş olmam” der. Kaybedilen nesneye karşı öfke bu şekilde kişiye dönmüş olur, bu nedenle dünya anlamsız ve zevksiz görünür. Buna melankoli denir. “Bu zalim ve üzücü dünyanın hiçbir anlamı yok” diyen kişi aslında kaybettiği bir şeye çok öfkeli olduğunu bilmez. Derin üzüntü aslında kendine döndürülmüş öfkedir. Tahmin edilebileceği gibi bu durumun yoğunlukta olduğu kişiler depresyondan mustariptir. Melankolinin kişinin ruhsal dünyasına hâkim olması aynı zamanda ağır depresyonlar ve psikotik bozukluklara da sebep olabilir. Yas tutmada başarısız olmuş kişi her zaman kayıp ideal nesnesini arar, yeni nesneleri sevemez, şu anki nesnelerini değersiz görür. Şu anki ana odaklanmama pahasına nostaljik anılarında yaşar. Şimdi, bu kavramları kullanarak göçmenin iç dünyasında neler olduğuna bakalım.

Göçmenin durumu, kendisi de Avusturya’dan ABD’ye göçmüş bir psikanalist olan Margaret Mahler’in “Ayrılma-bireyleşme” kavramına benzerliğiyle açıklanabilir. Bu kavram 6-24 aylık bebeğin kendisini bakım verenden başka biri olarak algılamaya başladığı, yani kendilik ve öteki temsillerini zihninde oluşturduğu gelişimsel bir aşamayı anlatır. Kendini bir anda tamamen yabancı bir yerde bulan göçmen, şüphesiz ki kendi kimliğini ve etrafındaki yeni kültürü sorgulayacaktır. Bu anlamda Salman Akhtar’ın öne sürdüğü gibi bebeklikte, ergenlikte ve göçmenlikte olmak üzere bir hayatta 3 kere ayrılma-bireyleşme aşaması yaşanır diyebiliriz. İlk ikisinde biyolojik-ruhsal etkenler belirleyiciyken, üçüncü dış etken (göç) sebebiyle ortaya çıkar. 3. bir ayrılma-bireyleşme aşaması yaşayan göçmenin başına gelen şudur: Tanıdık şeyleri bırakmanın üzüntüsü ve bilinmeyen bir ülkeye gitmenin endişesi altında ezilen kişi bu rahatsız edici duygulardan kurtulmak için bir savunma mekanizması olan “bölmeye” başvurur. Yani kendilik ve öteki temsillerinin iyi ve kötü yanları birbirine karışmış olarak değil de saf ve ayrı kılınır. Dünya artık siyah beyazdır. Burada birbirinden bölünen iyi ve kötü sırasıyla libidinal ve agresif dürtülerdir. Bir gün memleket harika, göç edilen ülke şeytanken yarın bunun tersi olur. Doğası gereği bölme istikrarsız bir savunma mekanizmasıdır. Bu süreç göçmende büyük bir kafa karışıklığı yaratır “Zaten buraya kendi ülkemde mutlu olmadığım için geldim; ama sanki yurdumda daha mutluydum, halbuki geçen hafta daha alışmış hissediyordum kendimi” göçmenlerden sıkça duyulan bir cümledir. Bununla birlikte gelişimde daha sonradan ortaya çıkan çatışmalar da tekrarlanır. Freud’un ödipal dediği anne-baba-çocuk çatışmaları da memleket ve göç edilen ülkeye yansıtılır. Memleket kişiyi bağrına basan anne, göç edilen ülke saçma kuralları olan otoriter bir baba olarak görülebilir. Aynı şekilde memleket, sevgisinden emin olunamayan boğucu bir anne, göç edilen ülke kişiye ilginç şeyler öğreten cana yakın bir baba olarak görülebilir. Daha önce libidinal yatırım yapılmamış şeylere yatırım yapılır. Türkiye’de yaşarken milliyetine karşı kayıtsız olan biri Avusturya’ya göç edince Türklüğünden gurur duymaya başlayabilir. Bununla birlikte bir aşırı yatırım da söz konusu olabilir. Memlekete dair her şey idealleşir. Kişi memleketine dair temalar ve imgelerle meşgul olur. Aklı fikri oradadır. Bunun yoğun olması durumu kişide “bir gün” hayalleri ortaya çıkarır. Bir gün memlekete dönülecek ve çok mutlu olunacaktır. Bu hayaller zihnin mantıklı-rasyonel tarafından gelmediği için harekete geçilmez. Kişi aslında bunun gerçekçi olmadığını içinde bir yerde biliyordur ama libidinal yatırım yüzünden bu hayalden vazgeçemez. Başka biri bu hayalin saçma olduğunu söyleyince de sinirlenir. Bu aşırı-yatırım kişilere değil yerlere yapılır. Bu, çocuklukta ve ergenlikte bilinçdışı senaryoların kişilere değil de yerlere yansıtıldığını düşününce tuhaf gelmez. Memleketteki kişiler değil de kafeler, sokaklar, meydanlar övülür. Akhtar’ın şairane biçimde belirttiği gibi anılarına aşırı yatırım yapmış göçmen tek oyuncağı olan yalnız bir çocuğa benzer. Var gücüyle oyuncağa sarılır. “Eğer” hayalleri de ortaya çıkar. Eğer memlekette kalınsa her şey çok güzel olacaktır. Memleketten ayrı olmanın bilinci acı tatlı bir his verir göçmene. Orada bir yerde kusursuz memleketle birleşme hayalleri göçmeni mutlu eder ama oradan ayrı olmanın tekrar farkına varmak bu mutluluğu bir çırpıda siler. Bu konuya devam edeceğiz.

KAYNAKÇA

  • Akhtar, S. (1995). A Third Individuation: Immigration, Identity, And The Psychoanalytic Process. J. Amer. Psychoanal. Assn., 43:1051-1084
  • Grinberg, L. and Grinberg, R. (1984). A Psychoanalytic Study of Migration: Its Normal and Pathological Aspects. J. Amer. Psychoanal. Assn., 32:13-38
  • Mahler, S. and Pine, M.M. and F., Bergman, A. (1973). The Psychological Birth of the Human Infant, New York: Basic Books.

 

  • Tayfun Alper

    Ağustos 1, 2021 #1 Author

    Gerçek bir psikoloğun dilinden dökülenleri dinlediğimde veya okuduğumda, hissettiğim şöyle bir şey: Ben yaşam denen filmi, yabancı bir dilde, altyazısız izliyormuşum da… Onlar ana dillerinde izliyorlar… Öyle imreniyorum. Teşekkürler Oğuzhan bey

    Cevapla

  • Ahmet Kemal Gülseren

    Ağustos 1, 2021 #2 Author

    Sevgili yeğenim,
    Tebrik ediyorum.
    Çok güzel ve faydalı bir analiz dizini..
    Zevkle okudum devamını da bekliyorum tabiii.

    Ancak senden bir ricam var.

    Bir sosyopsikolog olarak,
    Azınlık psikolojisi,
    Teröre evrilmesi,
    Terörist ve yakınlarının dosyo-pskolojik analizi
    Devletin bu süreçteki rolü,
    Çoğunluğun bu süreçlerdeki sosyo-pskolojik konumu
    Ve de en önemlisi,
    Azınlık ve farklılık psikolojisini ortadan kaldırabilecek Sosyo- psikolojik tedbirler neler olabilir.

    Bu konuda bir çalışma yapabilirsen çok yararlı olacaktır.

    Türkiyenin buna çok ihtiyacı var.
    Bilhassa benim gibi barış ve kardeşlik üzerinden yürümek isteyen çözümü insanlara bir rehber olması bakımından büyük yarar sağlayacaktır.

    Tekrar tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

    Kemal Gülseren

    Cevapla

  • Nermin Tanrıöven

    Ağustos 1, 2021 #3 Author

    Göç zorunlu olursa işkence, istekle olursa seçim mi olur.Zamanimiz göçleri bizi hangi gerçeklerle karşılaştırır. Örneğin siz göçmen oluyormusunuz.Başarılar diliyorum.

    Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir