Tuna Dergi
Kesinlikle Okumanız Gereken 8 Kitap Kesinlikle Okumanız Gereken 8 Kitap
Osmanlı-Avusturya İlişkileri (1789-1853) Hüner Tuncer – Kaynak Yayınları – 192 Sayfa “Bu kitabımda, gerek Osmanlı gerek Avrupa tarihi açısından, çok önemli bir yüzyıl olarak... Kesinlikle Okumanız Gereken 8 Kitap

Osmanlı-Avusturya İlişkileri (1789-1853)
Hüner Tuncer – Kaynak Yayınları – 192 Sayfa
“Bu kitabımda, gerek Osmanlı gerek Avrupa tarihi açısından, çok önemli bir yüzyıl olarak değerlendirilen 19. yüzyılın ilk yarısında, Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleriyle ve özellikle de, Avusturya ile ilişkilerini irdelemeye çalıştım.
Osmanlı’nın Avusturya ile ilişkileri üzerinde durmamın iki nedeni var: Birinci neden, 19. yüzyılın ilk yarısına Avusturya İmparatorluğu Başbakanı Metternich’in damgasını vurması ve bu dönemin, “Metternich Çağı” olarak nitelendirilmesi; ikinci neden ise, Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya İmparatorluğu’nun kaderlerinin birbirine benzer olmasıdır.
Ülkemizin günümüzde Avrupa devletleriyle olan ilişkilerini değerlendirirken, 19. yüzyılın ilk yarısındaki Osmanlı-Avrupa ilişkilerinden çıkartılacak çok ders olacağını düşünüyorum. Bu nedenledir ki, ülkemizi yöneten hükümetlerin, dış politikamızı saptarken ve uygularken, tarihten gereken dersleri almaları ve geçmişte yapılan yanlışlıkları yinelememeleri gerektiği görüşündeyim.”

Kavanozdaki Yürek
Selçuk Ülger – Kaynak Yayınları – 184 Sayfa
1955 güzü. Budapeşte’de bir klinik odasında Macaristan’ın ünlü Kalp doktoru Littmann Imre kulağındaki aygıtla, konuk şair Nâzım Hikmet’in sancılı yüreğini dinlemektedir. Şairin gözü doktorun masasındaki cam kavanoza takılır.
İlaçlı sıvıyla dolu kavanozda bir kalp vardır. Genç bir kadının kalbi… Daha sırtına geçirdiği gömleğini iliklemeden merakla kavanozdaki yüreğin sırrını sorar doktoruna şair. Ve “Kavanozdaki Yürek”in öyküsünü şair dostuna anlatmaya başlar doktor… “Bu kitabında Selçuk, A. József’in şiirleriyle başlayan sıcak bir dostluğun onu şairin yurdu Macaristan’a götüren öyküsünü, yurdunun özgürlüğü uğruna 26 yaşında vurulup düşen ünlü şair Petöfı Sàndor’un Macar ovalarında bıraktığı anılarını ve aşkını anlatıyor. (…) Eğer Budapeşte’de Nâzım’ın ayak izlerinden yürümek isterseniz kitaba ad olan, Nâzım’ın hasta ve yorgun yüreğinin sağaltımı için uğradığı sokakta yürüyecek, bir kalp doktorunun masasında duran kavanozda gördüğü bir yüreğe yazdığı (belki bazılarınızın ilk kez okuyacağı) ‘Kavanozdaki Yürek’ şiiriyle ve şiirin sarsıcı öyküsüyle karşılaşacaksınız… Ayrıca, Nazilerin 1944 yılında toplama kampı yolunda kurşuna dizdiği genç şair Miklós Radnóti’nın paltosunun iç cebinde kanıyla ıslanmış halde bulunan Senar-Selçuk Ülger çevirisi son şiirlerinden biriyle tanışacaksınız…”
Metin Demirtaş

 

Bir Uyumsuz Bulut
Tuna Kiremitçi – Kara Karga Yayınları –  120 sayfa
“İlginç, şaşırtıcı düşünce alanları. İçerikte de söyleyişte de, çok genç bir şair için beklenmedik bir olgunluk düzeyi.”
– Ataol Behramoğlu
“Tuna Kiremitçi iyi bir şarkı yazarı. Güzel ve etkili melodiler, şiirli sözler buluyor, yazıyor ve bunu daha çok genç olduğu ilk dönemlerinden beri yapıyor.”
– Yavuz Hakan Tok
“Tuna Kiremitçi, genç yaşında büyük bir şiir eğitimi ve terbiyesi almış bir şair kimliğiyle duruyor karşımızda. Mısranın haysiyetini de şiirin haysiyeti gibi koruyor.”
– Haydar Ergülen
“Tuna Kiremitçi, yıllar önce Varlık dergisinden içeri girdiğinde bu aydınlık yüzlü çocuğun inceliği, konuşma üslubu, bilgisi dikkatimi çekmişti. Şiirlerini okuduğumda yanılmadığımı anladım ve üç şiirine yer verdim. 1994 yılında Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödüllerinde şiir dalında ödülü aldığında seçici kurulda olan Hilmi Yavuz, 100 üzerinden 95 vermişti ona. Açık söyleyeyim, bana vermez o puanı. Tuna Kiremitçi, yüzümüzü kara çıkarmadı; şiir, müzik, roman, şarkı, beste…  Edebiyat ile ilişkili her alanda ürün verdi ve başarılı oldu. İyi ki ilk şiirlerini yayımlamışım…”

Bir Cümle Olmaya Geldim
Ferruh Tunç – Everest Yayınları – 104 sayfa
Ferruh Tunç’un şiirleri, yalın bir yaklaşımla uygarlık ve benlik arayışına yaslanır. Bu arayış, kurumların, değerlerin ve beğenilerin çözüldüğü, birbirine karıştığı ve fakat yeni olanın apaçık belirginleşmediği bir geçiş zamanında (onun deyişiyle melez zamanlarda) gerçekleşiyor.
Uygarlık ve benlik arayışı, Bir Cümle Olmaya Geldim’de daha da öne çıkıyor. Ardışık okunan Flamenko, Fado, Ya Leyl ve Uzun Hava bölümlerinde özellikle lirik olmaktan kaçınan ama yine de oradan söz alan şair, yakınlığın uzaklığa, benzerliğin başkalığa olan varlık borcunun ayırdımındadır. Arayışları, antik kentlerde, müzelerde, eve dönüş yollarında zamanın parçalanmışlığını sağaltmayı, yitik mekânların yeniden bulunmasını ve bir şekilde bize ait kılınmasının çabaları olarak da okuyabiliriz.
Önceki kitaplarıyla Ceyhun Atuf Kansu, Behçet Aysan ve Behçet Necatigil Şiir Ödüllerini alan Ferruh Tunç, eğilimini ve eleştirel mesafesini sezgisel aklın süzgecinden geçirerek ortaya koyuyor. Bu çabasını şiir dilinin ve olanaklarının vaaz, reklam ve propaganda dili tarafından ele geçirilmesine karşı bir duruş olarak belirliyor.
Bir Cümle Olmaya Geldim, benim açımdan özgün olmaktan taviz vermeyen, zaman ve mekân arayışı ile yerli ama evrensel; yeni bir caz duygusudur.

 

Compositio
Hulki Cevizoğlu – Ceviz Kabuğu Yayınları – 224
“Kanıtlanamayacak konular hakkında konuşmaya iznimiz varsa şayet” diyor ve devam ediyor ünlü sosyolog Georg Simmel, “Sosyoloji problem çözmekten çok, problem kurmakla ilgilenmelidir.” Hulki Cevizoğlu bu çalışmasıyla hem mevcut “bazı problemleri çözmek” hem de “yeni problemler kurmak” iddiasının ötesinde “yeni bir yaklaşım” da sunuyor. Bu kitap tam anlamıyla “öncü bir tekliftir.” Yazar “compositio”nun peşinde, birleştirmeyi amaçlarken şöyle diyor: “Sosyolojiyi, (sosyal) psikolojiyi, din (felsefesini) ve astronomiyi birlikte düşünmeden ‘ortak’ bir gerçeğe ulaşılamaz. Psikolojiyi bilmeden din, evrim kuramlarını bilmeden yaratılış, sosyal psikolojiyi bilmeden sosyoloji ve sinir bilimini bilmeden din felsefesini (özgür irade ve Tanrı kavramlarını) anlamak mümkün değildir. Bir “birleştirme seremonisine” ihtiyacımız var. Seremoniyi ben başlatıyorum. Bilim tarihine baktığımızda bilimin kurucu babalarının birer “doctor universalis” (evrensel bilgin) ya da “doctor mirabilis” (olağanüstü bilgin) diye anıldıklarını görürüz. Tekrar o zamanlara dönmenin zamanı gelmiştir.” Hulki Cevizoğlu, din felsefesi alanında çok temel bir paradigma değişikliğine giderek, klasik bakış açılarını değiştiriyor ve yüzyılların felsefî tartışması (düalizmi) olan “kötülük problemini” (Teodise) çözüyor! Cevizoğlu sosyoloji ve din felsefesi alanlarında “yeni kavramlar üretiyor” (Kentsel imparatorluklar, gönüllü gözetim, yetersizliğin baskısı, elekçiler, kendine-yarar, gözetleyene-yarar, sahte sunucular, birbirini kopyalamak, âlim-i sınırlı, kadir-i sınırlı, birleştirme seremonileri), astronomi dünyasına bilimsel giriş yapıyor.

 

Kalede 1 Başına
Sunay Akın – Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları – 192 sayfa
“Yerdeydim ve avuçlarım kızgın kömür parçalarını tutmuşum gibi yanıyordu. Sağ yanıma gelen şutu hâlâ nasıl olduğunu anlayamadığım bir refleksle kurtarmıştım. O an Lefter’in sözü duyuldu: ‘Tamam, bulduk! Kaleye Sunay geçecek.” Lefter’in şutunu kurtardığında henüz 10 yaşındadır Sunay Akın. Kaleci kazağını çıkarıp kalemi eline aldıktan sonra bu kez kaleci öyküleri biriktirmeye koyulur. Kimler kimler girer bu öykülere… Nobel’li bilimcimiz Aziz Sancar; Berlin kaplanı Turgay Şeren ve onun jübile maçına katılan ünlü Rus kaleci Lev Yaşin; antrenmanlara kömür işçilerinin Zonguldak’tan gönderdiği madenci eldivenleriyle çıkan Şenol Güneş; Yaşar Kemal’e İstanbul’daki ilk evinin kapısını açan Abidin Dino’nun yeğeni kaleci Sabri Dino; düğün davetiyesinde gelinin attığı şutu karşılayan damat Yılmaz Vural; en renkli kalecilerimizden Varol Ürkmez ve ona elini uzatan Baba Hakkı, Nâzım Hikmet’in şiirindeki kaleci; Albert Camus; Pavarotti ve daha niceleri giyer bu formayı.  Hep 1 numarayı taşırlar sırtlarında…

Nasreddin Hoca’nın Torunları / Bildik Şeyler
Mustafa Bilgin – Karikatürcüler Derneği Yayınları
Mustafa Bilgin karikatürünü şöyle anlatıyor bu kitapta,
“(…) Ama yine de özetlemek gerekirse benim karikatürüm;
-Evrensel bir dile sahip olacak, yani yazı olmayacak;
-Toplumsal hayatın içinde, varlığıyla “Emek”ten ve “Barış”tan yana taraf olacak;
-OlabiIdiğince simgelerden arinmiş, yaşanan bir anı saptayan bir fotoğrafmışçasına gerçeklikle iç içe olacak. Ben buna “Abartma tozu ile lezzetlendirilmiş gerçeklik” diyorum.
1980 yılından bu yana bu güzel uğraşın içindeyim. Bu kitapta yer alan karikatürler 1990-1999 yılları arasında çeşitli dergi, gazete ve kataloglardan bir seçme olarak hazırlandı. Kimi aynen kullanıldı, kimi aslına sadık kalınarak tekrar elden geçti. Bu arada merak edecekler, için, 1962 doğumluyum. Çizgi film çizeri olarak hayatımı kazanıyorum.”

 

Gut gegen Nordwind (Poyraza çare)
Daniel Glattauer
2006’da yayınlanan ‘Poyraza çare’ Avusturyalı bir yazar olan Daniel Glattauer’in en başarılı kitabı sayılmaktadır. Modern bir mektup romanı olan kitap 2009 yılında Türkçeye de çevrilmiştir. Bir tesadüf eseri doğan yalnız bir adamın ve evli bir kadının mektup arkadaşlığını anlatıyor. Kızgınlık ve mahcubiyetle başlayan bu tesadüf gerçek hayatın dirençle karşıladığı bir ilişkiye dönüşür. Emmi Rothner bir dergi aboneliğini sonlandırmak için yazdığı e-posta bir harf hatası yüzünden yanlış birinin posta kutusuna düşüyor. Eski zaman aşklarına göz kırparak birbirine yabancı ama bir o kadar da yakın olan bir kadınla bir erkeğin yazdığı yüzlerce e-postaya şahitlik ediyoruz romanı okurken. Okuru hemen içine çeken ve kendisini ana karakterlerle özdeşleştirmesini sağlayan kitap kendini bir solukta okutuyor. Kolay okunduğu için özellikle okuma alışkanlığı edinmek isteyen gençlere veya kısa sürede bir hayal dünyasına dalmak isteyen tatil kitabı arayan herkese tavsiye edilebilir.

Henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir