Tuna Dergi
OKUMAK VE YAZMAK ÜZERİNE OKUMAK VE YAZMAK ÜZERİNE
UMUTCAN KARAKAŞ umutcankarakas@gmail.com Asırlardır birçok anket yapılır, istatistikler çıkarılır, “şu ülkenin okuryazarlık oranı yüzde şu kadardır” denir, sayıya bakılır, düşüklüğü ya da yüksekliği hakkında... OKUMAK VE YAZMAK ÜZERİNE

UMUTCAN KARAKAŞ
umutcankarakas@gmail.com

Asırlardır birçok anket yapılır, istatistikler çıkarılır, “şu ülkenin okuryazarlık oranı yüzde şu kadardır” denir, sayıya bakılır, düşüklüğü ya da yüksekliği hakkında yorumlar yapılır, konu kapanır. Çoğumuz da kendimizi okuryazar olarak kabul ederiz, bu şekilde tanımlarız. Okumamız vardır sonuçta, her gün birçok şey okuruz; dükkanların tabelalarını, aldığımız çikolatanın içindekileri, sosyal ağlarımızda kim ne paylaşmış, arkadaş grubumuzda kim ne yazmış bunları okuruz. E tabii biz de sonuçta cevap yazıyoruz o kadar, mesajlaşıyoruz, biz de sosyal ağlarımızda bir şeyler paylaşıyoruz, yorumlar yapıyoruz. Daha ne kadar kanıta ihtiyaç var okuryazar olduğumuzu ispatlamak için?

Her okuryazarlık “okuryazarlık” mıdır, önce bunu düşünmek gerekiyor. Tabii sosyal ağlarımızda gezmeye ya da çikolata paketlerini okumaya da okumak denir, fakat gerçekten bu aktiviteler “okumak” fiilinin, arkadaşlarımızla mesajlaşmalarımız da “yazmak” fiilinin altını doldurabilir mu bunu sorgulamak gerekiyor.

Kitap, dergi, gazete gibi basılı yayınları okumak “okumak” mıdır peki? “Eh, onları da mı saymayacaksın şimdi?” sorunuza cevaben; ne okuduğunuzun, okuduğunuzu ne kadar anladığınızın, kendinize ve dünya görüşünüze ne kadar şey kattığınızın çok büyük bir önemi vardır derim. Anlamadığınız, araştırmadığınız, üzerine düşünmediğiniz sürece bilimsel makaleleri okumanın bile bilmediğiniz dilde bir yazıyı okumaktan bir farkı yoktur. Kulağa pragmatik bir yaklaşım olarak geliyor olabilir fakat okuryazarlıktaki “okur” kelimesine karşılık gelmesi gereken “okurluk” bana kalırsa bu olmalıdır.

Okuryazar kelimesindeki “yazar” kısmı “okur”a göre biraz daha geride kalır. Çünkü okumak her ne kadar aktif bir eylem olsa da üretken bir eylem değildir. Fakat yazmak üretmektir. Üretmek de tüketmeye göre çok daha zor bir aktivite olduğu için çok fazla insan yazmayı tercih etmez. Yazarlığın okurluğa göre geride kalmasının bir diğer sebebi de okurluğun yazarlık için bir nevi ön şart olmasıdır. Okumak insana neyi nasıl yazacağını öğretir, birikim yapmasını sağlar, düşünmeye teşvik eder.

“Yazmak” insanın öncelikle kendisi için yapması gereken bir aktivitedir. Genelde rahatlama, içini dökme amacıyla başlayan bu aktivite sonrasında insanın düşüncelerini derleyip toplayıp bir yere aktarmak istemesine evrilir, fakat yine de bu yazılanları okuyan sadece yazarın kendisidir. Bu süreç, yazar yazdıklarını başka birisi de okusun isteyinceye kadar devam eder.

Rezil olmaktan korktuğundan, yeterince iyi yazmadığına inandığından yazdıklarını bir sır gibi gizler insan. Gizlemesi için çok özel şeyler yazmasına gerek yoktur, basit bir deneme ya da aklına gelen kurgu bir hikaye de olsa bunu kimseye okutmak istemez. Hevesi kırılsın istemez, çünkü hevesi kırılırsa tekrar bir şeyler yazması çok zor olacaktır. Daha da kötüsü, bir şeyler yazmaya karar verse dahi artık başkalarına beğendirmek için kendinden uzaklaşarak yazmaya başlayacaktır; artık kendisi için yazmıyor olacaktır. Bu da ölü doğan bir yazının işareti olarak kabul edilebilir.

Bu geçiş süreci sancılıdır, bu doğru. Bu süreçte önemli olan henüz bir kibrit ateşi olan hevesin, tutkunun sönmesine izin vermemek ve yazmaya devam ederek bu ateşi harlamaktır.

Eğer içinizi rahatlatacaksa şunu da ekleyeyim, yazarların çoğu kendi yazılarını, kitaplarını okumuyorlar, beğenmiyorlar. Bunun sebebi kötü yazmış olmaları değil, bu aslına bakarsanız sadece yazılı eserlere özgü bir durum da değil. Bunun sebebi tatmin olmamaktır; sürekli gelişmeyi ve ilerlemeyi istemektir. Dolayısıyla yazılarınızı beğenmemeniz yazılarınızın kötü olduğu anlamına gelmez, doğru yolda olduğunuz anlamına gelir.

Son, fakat en önemlisi, bildikleriniz size kalmasın. Bilgi paylaşılarak birikir, paylaşılan bilgi değerlidir. Bu bilgi her zaman nesnel olmak zorunda değildir; bir ülkeyi gezdiğinizde neler yaşadığınız, neler hissettiğiniz elbette belli bir oranda öznel olacaktır. Bu öznellik değil midir o bilgiyi ilginç ve öğrenmeye değer kılan?

Yazacak bir şeyleriniz varsa, ki eminim vardır, yazmaya başlayın. Kişisel bir günlük ya da bir blog, bir deneme ya da bir şiir. Her ne olursa. Faydasını göreceksiniz.

 

Henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir