Tuna Dergi
OLGUNLUK BÜYÜKLÜĞÜ DÖVER OLGUNLUK BÜYÜKLÜĞÜ DÖVER
CEM DENİZ TATO cemdeniztato@gmail.com Yıllar boyu, senede bir gördüğü babasının, sırf kendini rahatlatmak adına çektiği nutuklarla dalga geçmişti. Nasıl olduysa bu sefer o konuşmalardan... OLGUNLUK BÜYÜKLÜĞÜ DÖVER

CEM DENİZ TATO
cemdeniztato@gmail.com

Yıllar boyu, senede bir gördüğü babasının, sırf kendini rahatlatmak adına çektiği nutuklarla dalga geçmişti. Nasıl olduysa bu sefer o konuşmalardan birini yapması için bizzat babasını aradı. Aslında bildiği fakat kendine açamadığı gerçekleri dışarıdan, hem de en sert tabakadan, babadan duyması gerekiyordu. Babasına ihtiyaç duyacak kadar yorulmuştu. Konuşan kendisi oldu ama iyi gelmişti başkasıyla konuşmak. İşten çıkınca kulaklığını taktı. Her daim sırtında olan çantasıyla eve bu kez yürüyerek gitmeyi tercih etti. Çünkü şimdi kendisiyle daha uzun konuşmak istiyordu; kendine sorması gereken sorular, beklemediği cevaplar…

Rutin iş yoğunluğu ve birbirinden farklı, aksi, tatlı müşterilerle günü bitirmek istiyordu. Ama içinde durduramadığı, hiç görmediği, sadece duyduğu o gıcık ses vardı yine. Bir müşteri teşekkür mü etti, teşekkürü hak edecek ne incelik yaptığını düşünüyordu. Patron ona sebepsiz yere gülümsedi mi, son yaptığı hareketi tekrarlıyordu. Her harekete anlam yüklemesi dışarıdan alışılagelmiş olsa da o, bu durumdan sıkılmaya başlamıştı. Bir yandan kendine kızıyor, öbür yandan yapması gerekenleri, sorumluluklarını düşünüp strese giriyordu. Yapmadıklarının yorgunluğu vardı üstünde. İzsiz, pussuz, sessiz yorgunluk. Dünyanın en tiz ve en pes sesleri kulaklarından karşılıklı giriyor, içerde çarpışıp çıkıyordu. Koca burun delikleri açılıp kapanırken yüzü ekşiyordu. Dudakları her daim hareket etmek, her şeyi söylemek istiyordu. İçten içe bağırılan ama dışa vurulamayan o anlar… Ve gözleri, kısık gözleri gördüğü bütün nesneleri hapsediyor, görüş alanındaki her insandan bir parça hikâye çalıyordu. Kafasında yeni kurulmuş bir ülke ve güçlenmek için çevresine amansızca saldıran askerler vardı. Zaferler, yenilgiler, kutlamalar, kayıplar, şarkılar ve şarkılar… Günü kurtarmak adına listeden bir sonraki şarkıya geçti. Eve az kalmıştı. Kendiyle olan bahsi kapatıp babasıyla yapacağı konuşmaya odaklanmalıydı. O kurduğu ülkede yine planlar yapıyor, birkaç konuşma tasarlıyordu. Üstünü değiştirdi, bir kahve yaptı ve odasına geçti. Derin bir nefes sonrası bastı arama tuşuna. Dıııııt dıııııt dıııııt dııııt. ”Efendim evlat!” Büyük taarruz başladı. Her gece görüntülü konuşan, espriler yapıp güldüren adam gitti. Yerine sanki dünya lideri geldi. Her lafı önem arz ediyordu o dakikadan sonra. İçini dökmeye başlamalıydı. Zaten onu babasından başka kim anlayabilirdi ki… Kendi kendini motive etti ve başladı: ”Baba, kimsem yok. Yalnızlık saç diplerimi kemiriyor. Çöle düşmüş kutup ayısı gibiyim. Bir yudum suya ihtiyaç duyar gibi sevgiye, ilgiye ihtiyaç duyuyorum. Hayallerim için yapmam gerekenler öyle fazla ki… Bazen neden böyle büyük hayaller kurdun diye kendime kızıyorum. Haklısın bu yolu kendim seçtim. Ama kolay değilmiş. Yine haklısın, hiç konuşmadan. Ne var biliyor musun? Farkında olmadığımın farkına vardım. İsteklerim benliğimin önüne geçmiş. Kim olduğumu bilmeden savrulup durmuşum yıllarca ordan oraya, hülyalarım uğruna. Ne istediğimden önce kim olduğumu bilseydim, kendimi tanısaydım keşke. Her şey daha üstesinden gelebilecek halde olurdu. Şimdilerde kimliğimi arıyorum. Buna, kendime kurduğum setleri yıkmakla başladım. Çırılçıplak karşısındayım kendimin. Kimsenin dilinden düşmeyen ‘içimdeki çocuk’ benimle konuşuyor. Esprilerim artık duyuluyor. Ne iyimser bir çocuk yeşertmişim içimde. Onunla anlaştım. Yalnızlık biraz daha katlanılabilir hale geliyor. Hocam geçen gün fırça attı bana. Ne zaman olgun bir insan olacakmışım acaba… Kaç yaşıma gelmişim hala çocuk çocuk hareketlerim varmış… Olgunlaşmak iyi bir şey mi baba? İlk defa seninle bu kadar savunmasız konuştum ya, şimdi ben olgunlaşıyor muyum, büyüyor muyum? Yardım et baba, büyümek istemiyorum. Biliyor musun, yalandan da olsa verdiğin tepkiler bazen umutlandırıyor beni. İçimizdeki insanlar iyi anlaşıyor evet. Yıllardır alıştık da aslında. Seninle karşılıklı susmak çok güzel de, keşke duysan bizi baba, keşke duyabilsen…”

 

 

Henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir