Tuna Dergi
Tipik Tipik
MEHMET ÇAĞRI KARAASLAN mcagrikaraaslan@gmail.com -Veyseeelll hadi oğlum götür su lahmacun içini Fuat amcana içini bol yapsın, çıktığı kadar. Aksam dayınlar gelecek. – (Veysel makası... Tipik

MEHMET ÇAĞRI KARAASLAN
mcagrikaraaslan@gmail.com
-Veyseeelll hadi oğlum götür su lahmacun içini Fuat amcana içini bol yapsın, çıktığı kadar. Aksam dayınlar gelecek.
– (Veysel makası masaya bıraktı, gazeteden zar zor kestiği televizyon kuponunu sarı zarfın içine koydu.) Anne 27 tane oldu, 3 tane daha kaldı Buket’i görmeye gitmeden biter herhâlde değil mi anne?
Gri bir Ankara günü, Ekimin ortası. Yazın sokaklarda, apartman aralarında oynayan çocukların cıvıltısını, korna sesini bastırmaya çalışan yağmur damlaları ve ıslak kaldırımlar almış. Elindeki mavi plastik leğenin üstü puantiyeli, çiçekli örtüyle örtülmüş Veysel yalpalayarak, oflayıp puflayarak hedefine doğru yola çıktı. Leğen ağırdı ama iki tarafından tutunca taşıyabiliyordu. Petek lokantasına girdi, leğeni tezgâha bırakırken suratı kıpkırmızıydı.
-Ooo tosun pasa, aksama misafir mi var? Nasıl yapalım Veyselim, sen gevrek mi seviyorsun yoksa pizza gibi mi, söyle bakalım?
-Annem içi bol olsun, çıktığı kadar dedi.
-Ben iki tanesini pizza seklinde yapayım mı Veyselim ister misin?
-Dört tanesi pizzalı olsun Fuat amca, üç gün sonra Buket’i görmeye gideceğiz ona da götürürüm.
O sabah normalden erken uyandı Veysel. Koşarak oturma odasına gitti. Sandalyeyi kitaplığın önüne sürüyerek çekti. Sandalyenin üzerine çıkıp sarı zarfa uzandı. O sırada, oturma odasının kapısında kendisini sırıtarak izleyen anne babasını gördü.
-Eşek sıpası okul olunca uyanmazsın ama değil mi?
Mahçup bir şekilde gülümsedi, sandalyeden indi, masanın üzerine sarı zarfın içindeki kuponları boşalttı ve tek tek saydı.
-Baba 30 tane olmuş! Hemen verirler mi baba? Buket çok sevinecek!
-Sen bu hafta kitap götürmeyecek misin Buket’e? Bak sunu götürelim mi? Gülten Dayıoğlu, öğretmeniniz aldırmıştı.
-Olur, ama kuponları da.
-Tamam, kahvaltıyı yaptıktan sonra Yunus abine git, kaçta müsait olurmuş bir sor bakalım ona göre hazırlanalım biz de.
Yunus’un bakkalının adi Malatya Sire Pazarı idi. Bakkalda bulunabilecek her şeye ilave olarak bir de Malatya’daki köyünden düzenli olarak getirdiği yöresel ürünleri satıyordu. Durumu muhitteki birçok memurdan kat ve kat iyiydi. Arabası olan 3-4 kişiden biriydi.
-Lan dombilik, n’apıyorsun bakalım? Kan ter içinde kalmışsın yine, niye koştun? Sulu göz mü? Patlayan Seker mi?
-Yunus amca biz gidecek miyiz bugün Buket’e? Babam Yunus amcana sor o ne zaman müsaitse öğren bakalım dedi?
-İkide çıkalım, diyor de.
-Tamam….Şey Yunus Amca… Meybuz var mıydı?
-Var tabii len kerata. Git oradan dolaptan istediğin kadar al çıkarken. Unutma ikide diyeceksin babana.
Saat ikiye geliyor, 8. Caddeden Gazi Hastanesine arabayla beş dakika var yok. Çıktılar apartmandan. Yunus ile dükkânın önünde buluştular. Yunus Taunus’un kapısını açtı. Annesi, Veysel dur çekiştirme derken, Veysel’in elindeki sarı zarf sokağın ne kadar tozu toprağı varsa temizleyerek kaldırım kenarından akan suya düştü. Veysel zarfa doğru atıldı. Suya karışan birkaç kuponu yakalamaya çalışsa da, olmadı. Islak zarf ve içinde kalan bir kaç ıslak kuponla annesine baktı. Dudakları büzüştü, gözleri parladı.
-Aaaa Veysel! Abi oldun sen ama ağlamak olur mu hiç!? Hem bak ne güzel kitap götürüyorsun arkadaşına. Hem ne yapacak Buket o kuponları, hastanede televizyon izliyormuş annesi bana öyle dedi. Ağlama bakayım. Hem gözü bozulur çok izlerse. Sen büyük adam olunca, mühendis, doktor olunca alırsın Buket’e en güzel televizyonları annem. Hadi annecim, çek elini yüzünden bak Yunus amcayı bekletmeyelim. Bak kızacak, at bakayım diğer ayağını da içeri.
Veysel’in arabaya bindiğini görünce cevirdi kontağı Yunus.
-Abi senin oğlan seviyor bu kızı.
-Sevsin tabii ya. Evde bir görsen Yunus, Buket deyince kıpır kıpır. Nasıl temiz, masum bu eşek sıpaları. Bazen durup sunun gözündeki heyecanı, saflığı izliyorum.
-Öyle be abi… Boncuk bunlar… Bak benim kızlara neredeyse seninkinin boyuna gelecekler. Huzurlu, sağlıklı büyüsünler de…
-Ahmet’in durumu zor Yunus, çok zor… Benim Veysel’in kılına zarar gelecek diye ödüm kopuyor. O adam nasıl dayanıyor…
-Ah be abi, ne dayanması adam nasıl çöktü görmüyor musun? Kızcağızın da durumu iyiye gitmiyor ki be abi. Şuncacık yavru, nerden gelir de bulur böylesi.
-Anne Buket’in kani hasta ya hani?
-Evet oğlum…
-Geçince bize gelse olur mu? Hem annesiyle babası da gelir daha uzun otururlar?
-Gelsinler kuzum… Oynarsınız Buketle güzel güzel, yakışıklı oğlum benim…
Yunus odanın kapısını acar açmaz Veysel daldı içeriye.
-Aman Ahmet kusura bakmayın, çocuk dayanamadı yine. Buket diye sayıklıyor her gün. Size de rahatsızlık verdik.
-Saçmalama komsu gözünü seveyim… Şuradan sandalye getireyim de oturalım hep beraber.
Bembeyaz odanın içindeki bembeyaz yatağın içinde sırıtan, oraya ait olmayan bir çift göz, o gözün içinde masum bir umut ve o parlayan umut dolu gözlerin bebeğine düsen Veyselin yansıması.
Veysel Buket’in yatağının üzerine boşalttı sarı zarfı, ters çevirerek. İçinden birkaç kupon düştü.
-Ee, Veysel Efendi, ne yaptın görüşmeyeli bir anlat bakalım? Bu hafta hangi kitabi getirdin arkadaşına bakayım? O kuponlar ne?
-Ahmet amca kuponlar düştü ıslandı; ama geriye kalanları peteğin üzerinde kurutursak yine kabul olurmuş. Bak Buket, daha da fazla vardı ama ıslandılar sokakta. Başka bir gazete de verecekmiş kuponla televizyon, babam artık o gazeteden alırız sen de düşen kuponların yerine oradan tamamlarsın dedi.
-Ahmet abi nasılsınız? Var mı bir ihtiyaç? Abi biliyorsun söylemen yeterli, ben o dükkânı sayenizde işletiyorum ne lazımsa yiyecek, içecek aklına ne gelirse abi.
-Yok, Yunus’um sağ olasın
-Abi ne diyor doktor, var mı bi’ gelişme?
-Tipik diyor herifçinin oğlu. Tipik ileri derece vakası diyor. Zor diyor Yunus. Ulan benim ciğerim eriyor içerdi, göz göre göre soluyor benim yavrum, herifçioğlu rahat rahat tipik diyor.
——————————————————————————————–
-Baba ben niye götürmedim bu sefer.
-Bu sefer ki ağır sen tek taşıyamazsın diye ben de senle geldim oğlum bak ne güzel beraber gidiyoruz iste. Bırakma sen elimi bakayım.
-Baba gecen götüremedik Buket’e Fuat amca pizzalı yapmıştı Buket için ama bozuldu. Bu sefer götürür müyüz? Hem iki güne bozulmaz belki?
-Götürürüz oğlum, götürürüz.
-Fikret… Başımız sağ olsun. Ahmet abi nasıl?
-Nasıl olsun be abi… Birazdan evde toplanacağız gelen gideni çok olacak garibin. Şundan çıktığı kadar yapsana Fuat abi sana zahmet.
– Kaçta orada olacaksınız? Şu yemek işini bana bırak sen, su kadarcık şey yetmez o gelen gidene ben ayarlarım bir şeyler.
-İşte abi zamanı yok ki isinden çıkan geliyor, sen de dükkânı ne zaman bırakabilirsen artık…
-Yunus, gelirken 10-12 şişe içecek bir şeyler ayarlarsın, benim hesaba yaz…
-Abi saçmalama ne hesabi ne yazması böyle günde. Ahmet abiler eve geldi mi?
-Geldiler geldiler…
-Yunus amca, biz kaçta gitcez? İki gün sonra bak unutma, sen müsait olur musun? Buket bana mektup yazmış annem dedi onu alacağım bu sefer. Kendisi vermek istemiş.
-Veysel? Yatmadın mı sen hala? Oğlum bu üstün başın ne yine altına mı yaptın sen?     
Veysel… Niye ağlıyorsun kuzum kızmadım ki, olur kuzum bu yaştaki abiler de yapar yavrum kızar mıyım ben sana hiç. Kızmadım yavrum gel bi’ yıkayalım seni. Sonra da aramızda yatarsın yine olur mu?
-Anne?
-Veysel, uyu oğlum baban yarın ise gidecek bak uyuması lazım?
-Buket neden gelmiyor artık? Ahmet amcalar döndü evlerine ama. Neden Buket de gelmedi?
-Veysel konuştuk bunu ama yavrum yapma böyle. Bak doktor ablan gecen gün de dedi.
-Doktor abla bilmiyor anne! Buket gelecek, hem Ahmet amcalar da gelirse daha uzun otururlar dimi, büyükler salonda konuşurlar biz de odamızda oynarız Buketle anne olmaz mı? Buket bana mektup yazmış hem kendi verecekmiş, gelecek olmasa neden öyle desin ki?
Veysel o dönem okula gidemedi. Sonraki dönem de okula gidemedi. Bir daha hic okula gidemedi Veysel. Buket de Veysel’den hiç gitmedi.
Veysel’in toparlanması iki yıla yakın sürdü, tabii Buket’le toparlandı. Buket’ten başka arkadaşı olmadı Veysel’in. Çıkamadı Veysel kabuğundan, orada kaldı, çıkmak istemedi belki de. O kabuktan çıkmak kabullenmek demekti belki de.
Lösemili çocuklar derneğinde gönüllü çalışmaya başladı. Konuştuğu, karşılaştığı her lösemili çocuk Buketti, Buketin gözleri vardı, Buket’in ağızlığından takıyorlardı, saçları Buket gibi kısacıktı.
Dernek binasında ufak bir yatak verdiler Veysel’e, annesi babası her hafta aynı gün onu orada görmeye gitti.
Beyaz yatağının ayak ucundaki televizyon sehpasının üzerinde sarı zarfı duruyor hala; ama televizyon yok çünkü kuponlar tamamlanmadı. Başucunda her hafta başka bir kitap Veysel’in.

Henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir