Tuna Dergi
Viyana’da Türkçe öğretiminin tarihi, dünü-bugünü-yarını Viyana’da Türkçe öğretiminin tarihi, dünü-bugünü-yarını
GISELA PROCHÁZKA-EISL (ao. Univ.-Prof. Mag. Dr. ) gisela.prochazka-eisl@univie.ac.at AVUSTURYA’DA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNİN KISA TARİHİ Avusturya’da Türkçe öğretimi, yaklaşık 500 yıllık geçmişi olan bir geleneğe dayanır... Viyana’da Türkçe öğretiminin tarihi, dünü-bugünü-yarını

GISELA PROCHÁZKA-EISL (ao. Univ.-Prof. Mag. Dr. )
gisela.prochazka-eisl@univie.ac.at

Franciszek Meninski

Franciszek Meninski

AVUSTURYA’DA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNİN KISA TARİHİ
Avusturya’da Türkçe öğretimi, yaklaşık 500 yıllık geçmişi olan bir geleneğe dayanır ve bu öğretimin başlangıcına tarihî nedenlerin vesile olduğunu iddia etmek mümkündür. 1526 Mohaç savaşıyla birlikte Habsburg ve Osmanlı Devletleri sınır komşusu olmuşlardır; Macaristan üzerinde hakimiyet mücadelesi sadece savaş yoluyla değil, aynı zamanda diplomatik bir zeminde de yürütülmüştür. İki taraf, gerek I.  Süleyman dönemi Osmanlı yönetimi, gerekse Habsburg Hanedanı siyasi nedenlerle birbirleriyle yoğun bir iletişim süreci içine girmenin zorunluluğuyla karşılaşmışlardı. Bu dönem, aynı zamanda Avusturya’da Türkçe öğretiminin de başlangıcı olmuştur. 1541’de Viyana Sarayı’nda Türkçe/Osmanlıca için resmi bir tercümanlık makamı kurulmuş ve Türkçeyi Osmanlı’nın savaş esiri olduğu sırada öğrenen Johann Gaudier de göreve başlayan ilk saray tercümanı olmuştur. Yine bu yıllarda, Osmanlı tarihi ve Osmanlıca üzerine ilk araştırmaların yayınlanmaya başladığını görmekteyiz. Batholomaeus Georgije, Ghislain de Busbecq ve Johannes Löwenklau’un yayınladığı kitaplar bu ilk araştırmaların arasında sayılabilir. Hieronymus Megiser 1612’de ilk Türkçe gramerini kaleme alır ve bu eserin önsözünde “bu barbar dilinin gramer kurallarını göstermek” istediğini yazar.
17. yüzyılda daha çok Franz von Mesgnien Meninski adınının ön planda olduğunu görürüz. 1623-1698 yılları arasında yaşayan Meninski, 1662’de Saray tercümanı olur ve bir Türkçe grameri, bir de ünlü sözlüğünü yayınlar. Bu muazzam Türkçe-Arapça-Farsça-Latince Sözlük bugün halâ yararlandığımız önemli bir kaynaktır. 1674 yılında ise Viyana Üniversitesi’nde ilk kez Türkçe dersleri verilmeye başlanır. Johannes Podesta yönetimindeki bu Türkçe dersleri ne yazık ki kısa bir süre devam eder. Bir karşılaştırma yapılacak olursa, Viyana Üniversitesi’nde halihazırda uzun yıllardan beri İbranice, Arapça ve Süryanice dersleri verilmeye devam ediyordu, buna karşılık Türkçe dersinin neden kaldırılmış olduğu sorusunu cevaplayacak bilginin tamamına bugün için sahip değiliz, sadece dersin istenilen başarıyı sağlayamadığını biliyoruz.

Joseph von Hammer-Purgstall

Joseph von Hammer-Purgstall

Bu adımlardan sonra, genç kadroların Osmanlıca öğrenmek üzere İstanbul’daki elçiliğe gönderilmesi uygulamasına başlanılır. 1754 senesinde de Maria Theresia İmparatorluk Şark Dilleri Akademisi’ni (K.K. Akademie der Orientalischen Sprachen) kurar. Bu akademinin mezunları arasında bazı ünlü devlet adamları bulunduğu gibi; Türkoloji, İranistik ve Arabistik sahalarında ünlü bazı şarkiyatçılar da buradan çıkmıştır. Elbette bunlar arasında en tanınmış olanı Joseph Freiherr von Hammer-Purgstall’dır (1774-1856). Hammer’in o yıllarda Türkoloji sahasında tek başına yarattığı büyük külliyat – on ciltlik Osmanlı Tarihi ve dört ciltlik Osmanlı Edebiyatı Tarihi– göz önüne alınırsa, kendisinin Avusturya’daki Türkolojinin bu ilk gençlik yıllarında, eserleri daha on yıllarca temel alınacak, en parlak sima olduğu söylenebilir.
Yukarıda da belirtildiği gibi Viyana Üniversitesi’nde verilmiş olan bu ilk Türkçe derslerinin geçmişi hakkında fazla bir bilgiye ve kaynaklara sahip değiliz. Viyana Üniversitesi’nde ders programları ancak 1831 tarihinden itibaren arşivlenmeye başlandığından, ders programlarını da ancak bu tarihten itibaren incelemek mümkündür. Ders programında kayda geçmiş ilk Türkçe derslerinin ne zaman verildiğini bulmak amacıyla programları yıl yıl gözden geçirdiğimizde 1845/46 kış sömestrine kadar sabretmemiz gerekiyor:
“Doktor August Pfizmaier’in yönetiminde haftada üçer saatlik ayrı ayrı kurslarda Çince, Türkçe, Arapça ve Farsça dil ve edebiyatı derslerinin seçmeli ve harici öğretim programları arasında sunulduğunu görüyoruz. Ders kitabı olarak Dr. Pfizmaier, öncelikle Meninski’nin gramerini ve kendi notlarını kullanıyor, daha sonraki sömestrlerde ise kendi yazdığı bir grameri kullanmış olduğu görülmektedir. 1857 yılından başlayarak Walter Behrnauer, dört yıl boyunca gramer, sentaks, Osmanlı tarih vesikaları, fermanlar, eski yazı (paleografi) gibi dersler okutmuştur. Bundan sonraki on yıllar boyunca, kısa aralıklarla kesintiye uğrasa da, Viyana Üniversitesi’nde düzenli olarak Türkçe okutulduğunu görmekteyiz. Bu Türkçe/Osmanlıca dersleri, haftada bir-iki saati aşmamaktadır ve dersi okutan profesörlerin asıl uzmanlık alanları da Arabistik veya Semitistiktir. Bu dersleri ek bir uğraş olarak yürütmüşlerdir.
Böylece on dokuzuncu yüzyılın sonuna gelmiş bulunmaktayız; 1886’da Viyana Şarkiyat Enstitüsü (Orientalisches Institut) kurulur, şunu da not etmek gerekir ki Türkoloji bu tarihlerde henüz bağımsız bir disiplin hüviyetine kavuşmamıştır.

Theresianum (Theresianische Akademie)


– Theresianum (Theresianische Akademie)

TÜRKOLOJİ’NİN AVUSTURYA’DA GELİŞİMİ VE GELECEĞİ
Avusturya’daki Türkçe öğretiminin tarihine bakıldığında görülecektir ki 1845-1915 arasında Türkçe giderek daha düzenli biçimde okutulmuş, fakat bu dersler haftada çoğu zaman bir-iki saati aşmamıştır. Ders düzenindeki bu biteviyelik 1915’te Friedrich von Kraelitz-Greifenhorst’la son bulur. 1915 kış sömestrinde Şarkiyat Enstitüsü’nde görece daha kolay olan Türkçe/Osmanlıca metinleri Friedrich von Kraelitz-Greifenhorst tarafından okutulmaya başlanır ve bir yıl sonra tarihi resmi vesikaların açıklamalı okumaları ile derslere devam edilir. 1916’da ekstra-ordinaryüs profesör olan Friedrich von Kraelitz-Greifenhorst, 1924’ten itibaren de Viyana Üniversitesi Türkoloji bölümünün ilk ordinaryüs profesörü (kürsü sahibi) olarak görevine devam eder ve sistematik olarak Türkoloji öğretimi, işte ancak bu dönemde başlar. Demek oluyor ki, yüzyıllarca süren Avusturya-Osmanlı ilişkilerine rağmen, Viyana Üniversitesi’nde Osmanistik ağırlıklı bir Türkoloji bölümü ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun sona erdiği dönemde kurulabilmiştir!
Ayrıca yine bu dönemde Viyana Üniversitesi’ndeki bölümümüzde, bugüne kadar izlediğimiz araştırma programının da temelleri atılmıştır. Ana hatlarıyla esas çalışma sahaları: Tarihi vesikalar, Osmanlı tarihçiliğinin/vakanüvislerin eserleri ve Osmanlı edebiyatıdır. Zaman zaman başka Türk dilleri okutulsa da asıl araştırma alanı Osmanlıdır. Kraelitz’ten sonra gelen Herbert Duda da bu programı izlemiş; fakat düzenli olarak Ermenice de okutan Kraelitz’ten farklı olarak Duda, İranistik alanına ağırlık vermiştir.
Başlangıçtan günümüze kadarki kürsü sahibi profesörlerin isimlerini ise; Friedrich Kraelitz v. Greifenhorst (1916) 1924-1932, Herbert Jansky (1932-1943, kürsü sahibi değildi), Herbert W. Duda 1943-1971, Andreas Tietze 1973-1984, Anton C. Schaendlinger 1984-1991, Markus Köhbach 1992-2017 ve 2019’dan itibaren Yavuz Köse olarak sıralamamız mümkündür. Görüldüğü gibi, Türkoloji, Viyana Üniversitesi’nde genç bir dal olarak bugüne kadar sadece yedi profesöre ev sahipliği yapmıştır, şaşırtıcı olan bu durum, disiplinin ne kadar kısa bir geçmişe sahip olduğuna işaret ediyor.
Üniversitenin ders programında görünen 1845’teki Türkçe derslerinden itibaren tam yüzyıl boyunca bazen on yıllarca tek başlarına dersleri yürüten bir dizi şahsiyetin ardından Profesör Duda döneminde bölüm ilk defa yeni personele kavuşmuştur. 1950’lerden itibaren de bölümde Türkiye Türkçesi alıştırmaları yapan ilk okutmanları görmekteyiz. Başlangıçta Türkçe okutmanlarımızın – iki istisna hariç – ana dili Türkçe değildi; fakat asıl 1970’li yıllardan itibaren ana dili Türkçe olan okutmanların eşliğinde dil ve gramer alıştırmaları ve konuşma dersleri geleneği de yerleşmeye başladı.
Bu noktada Profesör Andreas Tietze’yi anmak gerekir. Türkolojiye yaptığı çok büyük ve değerli katkılardan biri de Türkçenin “yaşayan” bir dil olarak öğretilmeye başlanmasıdır. Tietze’li yıllara kadar Türkçe, Latince gibi tarihi bir dil olarak okutuluyordu, öğretimin amacı Türkçenin konuşulmasına yönelik değildi. Tietze ile birlikte Viyana’da, “yaşayan Türkçenin” öğretildiği modern bir Türkoloji gelişmeye, yerleşmeye başladı.
2008 yılındaki son değişikliklerle birlikte, üç aşamalı yeni Bologna sistemi yürürlüğe girdi. Böylece artık genel bir Şarkiyat lisansı ve bir Türkoloji yüksek lisans ve doktora öğretimi veriliyor. Lisans aşaması için Türkiye Türkçesi’nin kapsamı genişletilirken, yüksek lisans Osmanistik ağırlıklı oldu. Avusturya’nın arşivleri ve kütüphaneleri Osmanlı belgeleri ve yayınları bakımından çok zengin bir malzemeye sahiptir ve bu sebeple Osmanistik merkezli bir dağılım hem gerekli hem de çok olumlu bir eğilimdir. Bu bizim kendi tarihimizi, kendi geçmişimizi anlamak açısından da hayati öneme sahip olan bir araştırma alanıdır. 2019 yılından itibaren de bölümümüzün yeni profesörü ile klasik Osmanistik eğitiminin yanında geç Osmanlı ve modern dönem eğitiminin ve çalışmalarının da temeli atılmış bulunmaktadır.
Bunun gerçekleştirilmesiyle, geleceğe yönelik önemli bir adım atmış olacağız. Böylece gerek yakın dönem Türkiyesi gerekse Osmanistik alanlarında kapsamlı bilimsel çalışmalar yapabileceğiz.
Son söz olarak, Viyana’da Türkolojinin tarihini araştırırken karşımıza çıkan en dikkate değer hususiyetten bahsetmek de yerinde olacaktır. Türkolojinin tarihine, Viyana’da öğretilen diğer doğu dilleriyle birlikte baktığımızda Türkçenin çok uzun bir süre bu dillerin yanında marjinal bir konumda kaldığını görürüz. Bunun nedenini bulmak için şüphesiz önce bu dillerin işlevini gözden geçirmek gerekmektedir.
Türkçe ve Arapça Viyana’da uzun yıllar boyunca üniversite dışında iki ayrı kurumda daha öğretilmekteydi. Bir yanda, daha önce bahsettiğimiz Şark Dilleri Akademisi’nde ve onun devamı olarak 1938’e kadar varlığını sürdüren Diplomasi Akademisinde (Diplomatische Akademie), öte yandan da 1851’de kurulan Şark Dilleri Öğretim Kurumunda (Öffentliche Lehranstalt für Orientalische Sprachen). Arapça genellikle üniversitede öğrenilirken, bu kurumlarda da daha çok Türkçe dersleri popülerdi. Bunun bir nedeni Arapçanın Tevrat ve İncil dilleri olan İbranice ve Aramice ile bağlantılı, filoloji ve dilbilim sahalarına da yayılan bir ilgi odağı olmasıydı. Yani Arapça bu anlamda dinbilim, filoloji ve dilbilim arasında bir yere yerleşmişti. Türkçe ise pratik, yaşayan, yanı başımızda olan, güncel bir özelliğe sahipti. “Şark” denildiğinde Türkiye ya da Osmanlı anlaşılıyordu, coğrafi anlamda bize en yakın olan, birçok bağlantının ve özel ilişkilerin gündemde olduğu bir yerdi burası. Türkçe öğrenmek isteyenler ya İstanbul’a gidiyor ya da az önce sözü edilen kurumlara başvuruyordu. Bu aynı zamanda şu anlama geliyor, Türkçe öğrenmekle, Türkoloji öğretimi uzun süre farklı iki alan olarak yan yana var olmuştur.

KAYNAKÇA:
– Babinger, F. (1919). Die türkischen Studien in Europa bis zum Auftreten Josef von Hammer-
– Purgstalls. Die Welt des Islams 1919/7, s. 103-129.
– Biehl, W. (2009). Orientalistik an der Universität Wien. Forschungen zwischen Maghreb und
– Ost- und Südostasien: Die Professoren und Dozenten. Wien : Böhlau.
– Petritsch, E. D. (1987). Die Wiener Turkologie vom 16. bis zum 18. Jahrhundert. Kreiser, K.
– Germano-turcica. Zur Geschichte des Türkisch-Lernens in den deutschsprachigen
– Ländern, Bamberg : Universitätsbibliothek Bamberg, s. 25-34.
– Wentker, S. (2004) Das Studium der Orientalistik an der Universität Wien. Ein Beitrag zur
– Geschichte der Philosophischen Fakultät, Wien: yayımlanmamış proje raporu.

 

Henüz yorum yapılmamış.

İlk yorumu siz yapın.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir